21 Haziran 2016 Salı

YOĞURT TATLISI

Şimdide klasik bir tatlım var. Çoğu insan için eski bir tat olabilir bu. Benim için ise çok ama çok yeni.Farklı tatların peşinde koşarken gözümüzün önündeki leziz hafif tadı kaçırıyormuşum meğer. Neyse zararın neresinden dönersen kardır değil mi?
MALZEMELER
*5 adet yumurta
*5 kahve fincanı şeker
Yumurta ve şekeri 7-8 dakika iyice köpürene dek çırpalım.
*2 dolu çorba kaşığı yoğurt
*1 kahve fincanından yarım parmak eksik sıvıyağ
Köpüren şeker ve yumurtaya spatula yardımı ile yoğurt ve sıvı yağı ekleyelim.
*5 silme fincan un
*1 paket kabartma tozu
Harca önce 4 fincan unu ve kabartma tozunu ekleyip karıştıralım. Hamur koyu ama akışkan bir hamur olmalı. Çok cıvık ise kalan unu da ekleyelim. Bu aradaki fark unları sıvı kaldırma kapasitesinden kaynaklanıyor.
Keki 160-170 Derecede 25-30 dakika üzeri kızarana dek pişirelim.
Şerbeti için;
*3 su bardağı şeker(2,5 kullandım)
*4,5 su bardağı su
*1/2 limon suyu
su ve şekeri tencereye koy. Su kaynamaya başlayınca ocağın altını kısıp 5 dakika daha şerbeti kaynatalım. Limon suyunu ilave edip soğuması için bir kenara ayıralım.
Kekimiz pişince ilk harı geçene dek (3-5dk) bekleyip kek sıcak iken şerbeti soğuk olarak yavaş yavaş yedire yedire dökelim.
Afiyet olsun.

ARPA ŞEHRİYE SALATASI

Bu aralar sadece tariflerimi paylaşıp kaçmak durumundayım. Malum Ramazan ve çalışan bir kadınsanız akşam bu bile bazen çok zor geliyor inanın....
MALZEMELER
* 3 yemek kaşığı sıvı yağ
*1,5 su bardağı arpa şehriye
*2,5 su bardağı sıcak su
tuz
Tereyağını pilav tenceresinde eritelim.
Şehriyelerin yarısını bu yağda kavuralım. Şehriyelerin rengi kararmaya başlayınca kalan yarısını da tavaya ekleyip üzerine sıcak su dökelim. Su fokurdamaya başlayınca altını kısıp şehriyelerin suyu çekmesini sağlayalım.
Suyunu çeken şehriyelerin üzerine kağıt havlu koyup tencerenin kapağını kapatalım.
Son olarak tencereyi sofra bezine sarıp demlenmesini sağlayalım.
Ben bu salatayı yapacağım zaman şehriyeyi  bir gece öncesinden yapıp hazırlıyorum.Size de tavsiye ederim.
Şimdi malzemelere kaldığımız yerden devam edelim.
*Kornişon turşu(Küp doğranmış)
*Salatalık (Rendelenmiş)
*Sarımsaklı yoğurt(Süzme yoğurt ile hazırlanmış)
*Dere otu
*İsteğe göre 1kaşık mayonez
Demlenen şehriyeler ile diğer salata malzemelerini iyice harmanlayalım.
Afiyet olsun.

12 Haziran 2016 Pazar

Tarif yakında...




DÖĞME ÇORBASI

Eveett ramazan deyince bir tatlıdır vazgeçilmezim bir çorba. Yeni lezzetleri ekledikçe  literatürüme sizlerle de paylaşıyorum. Bu çorbada ilk defa denenip çok sevilenlerden.
buğdayı aslında soğuk çorba yapmak için ramazandan önce hazırlayıp dondurucuya atmıştım. Bir gece ılık suda beklettiğim buğdayı düdüklüde 15 dakika pişiriyorum ve poşetleyip kaldırıyorum. Tavsiye ederim. Eğer hazırda haşlanmış buğdayınız yok ise buğdayı üzerini geçecek kadar su ile haşlayıp suyunu çorbada kullanabilirsiniz.
MALZEMELER
2 su bardağı haşlanmış aşurelik buğday
5 su bardağı su ve et suyu karışımı
1,5 su bardağı yoğurt(Ev yoğurdu olur ise daha güzel olur)
1 yemek kaşığı tereyağı
1 yemek kaşığı un
1 adet yumurta
toz kırmızı biber ve nane
Haşlanmış buğdayı su ile birlikte tencerede kaynatalım.
ayrı bir yerde un,yoğurt ve yumurtayı çırpalım.
buğday kaynamaya başlayınca altını kısalım.
Kaynayan sudan yoğurt karışımına bir su bardağı suyu yavaş yavaş bir yandan karıştırarak yedirelim ve böylece karışımı ılıtalım.
Ilınan yoğurt harcını azar azar çorbaya bir yandan da sürekli karıştırarak yedirelim.
ayrı bir tavada tereyağını eritip toz kırmızı biber ve naneyi kızdıralım.
bir kaç dakika çorbayı kaynatıp nane ve toz biberi ekleyelim.
En son çorbanın tuzunu ilave edip altını kapatalım.
Yapımı aslında yoğurtlu çorba ile aynı fakat bence daha besleyici. Ben bu sefer biraz ilikli kemik suyu da eklerdim. Onun da tarifi gelecek.
afiyet olsun.

 

ŞAM TATLISI & ŞAMBALI


Uzun bir aradan sonra merhaba. Çocukluğumdan beri hiç yemediğim bir tatlıyı layıkıyla yapıp misafirlerime de beğendirdikten sonra sıra sizde. 
Tatlımızın yapımı oldukça kolay. Ama yine de bir iki tüyo vereyim. aşağıda anlattığım pişirme ayarları benim fırınıma uygun geldiği için aynen paylaşıyorum fakat aslında tatlının hassas ince bir dengesi var. Pişirirken kontrollü olmamız lazım. Üzeri kızarmaya başladığında içi hamursa fırının ısısı tatlımıza yüksek gelmiş demektir. O zaman fırınımızın ısısını biraz düşürmeliyiz. Eğer içi pişmiş gibi görüyor ama üzeri halen kızarmadıysa da fırının ısısını yükseltmeliyiz.  bu prensibe dikkat ederseniz lezzet garanti.
Yalnız ben pişirme süremin ikinci kısmını kısa tutmuşum. Dedimya en son çocukluğumda yemiştim. Annem üzerini biraz daha yakmalıydın dedi. Ve misafirlerimde... Ama lezzeti hafifliği çok beğenildi ve tam not aldı.

MALZEMELER
2 su bardağı irmik
1.5 su bardağı toz şeker
1.5 su bardağı toz un
1.5 su bardağı toz yoğurt
1 çay kaşığı karbonat
1 çay kaşığı vanilya extrat(isteğe bağlı)
Üzeri için;
Yer fıstığı
Şerbeti için;
3 su bardağı su
3 su bardağı toz şeker
1/4 limon suyu

Öncelikle şerbetini hazırlayalım.
Toz şeker ve suyu tencereye alıp ocağa yerleştirelim.
Şerbet kaynamaya başladıktan sonra kısık ateşte kıvam alması için 15 dakika daha kaynatalım. Limon suyunu da ekleyip bir iki dakika daha kaynatalım ve ocağın altını kapatıp şerbeti soğumaya bırakalım.
****Şerbetini bir gece önceden yapıp dolapta dinlendirilir ise şerbeti daha kıvamlı olur.
Derin bir kap içerisinde irmik, toz şeker, yoğurt, ve sütü alalım.
Üzerine  karbonat  da alıp karbonatın üzerine limonu ekleyip tüm malzemeleri güzelce karıştıralım. Cıvığa yakın bir hamur olmalı.
Hazırlanan karışım sıvı yağ ile yağladığımız dikdörtgen borcam içerisine döküp yayalım.
Bu şekilde 2-2,5 saat kadar bekletelim ve irmiğin hafif yumuşayıp sütü çekmesini sağlayalım.
Dinlendirilen tatlı hamuru bıçak ile  dilimleyelim ve dilimlerin üzerine fıstık yerleştirelim.
Önceden ısıtılmış 170° fırına  tatlıyı alalım ve kızarmaya başlayınca fırını 160° ye indirip altı ve üstü kızarıncaya kadar pişirelim.
Fırından çıkarttığımız şam tatlısını, dilimlenen yerlerden tekrar dilimleyelim ve sıcak olan tatlının üzerine, iyice soğumuş olan şerbet dökelim.
Şerbetini çekip iyice soğuduktan sonra hazırldığımız şam tatlısını servis edelim.
Afiyet olsun...

7 Şubat 2016 Pazar

KURU BÖRÜLCE SALATASI

Bu lezzetli malzemenin salatasını çok seviyorum. Malzemelerinin bir standardı yok bence. Kış aylarında benim yaptığım gibi kış sebzeleri ile yapıp tüketebilirsiniz. Malzemeleri artırabilir yada eksilte bilirsiniz. Tamamen damak zevkinize kalmış. Şimdi aklıma gelen ama benim eklemediğim bir kaç malzeme söyleyebilirim mesela...Kırmızı lahana, roka, sarı biber vs....
Yaz aylarında ise taze nane, taze fesleğen de ekleyip tam yaza uygun bir salata elde edilebilir. Tabi o zaman nar tanesi olamayacak salatanızda ama yine de lezzetinden kaybetmeyecek...
Son olarak ben haşladığım zaman biraz fazla haşlayıp dondurucuya da atıyorum. Böylece her daim ani gelen misafirler için elimin altında oluyor. Yalnız dondurucudan çıkartınca ısıtmak adına bir miktar sıcak suda bekletiyorum.Deneyeceklere kolay gelsin.
MALZEMELER
1bardak kuru börülce 8-10  adet salatalık turşusu
3 adet közlenmiş kırmızı biber
2 adet köy biberi

4-5 yemek kaşığı haşlanmış mısır
1/3 demet maydanoz

1/3 demet dere otu
1/2 adet narın taneleri
1 adet küp doğranmış havuç
2-3 adet ince doğranmış yeşil soğan
1-2 yemek kaşığı iri dövülmüş ceviz
1 yemek kaşığı balsamik sirke

2  yemek kaşığı nar ekşisi
1 yemek kaşığı limon
3 yemek kaşığı zeytinyağ
1 çay kaşığı tuz

Önce kuru börülceyi bir taşım kaynatalım ve kara suyunu dökelim. 
Ardından börülceleri düdüklüde veya tencerede üzerlerini iki parmak geçecek kadar su koyarak iyice pişene kadar haşlayalım.
Börülceler piştikten sonra soğumadan tuz, zeytinyağ, nar ekşisi,limon ve balsamik sirkeyi ekleyelim. (Sıcakken ekleyince sosu daha iyi emiyor.) 
Turşu, kırmızı biber, köy biberini küp doğrayalım.
Ardından diğer salata malzemeleri ile birlikte kuru börülcelere ekleyelim.
Tüm malzemeleri güzelce harmanlayıp soğuk olarak servis edelim.
Afiyet olsun.

1 Şubat 2016 Pazartesi

HAMBURGER

Evde yapılan Hamburger mi?
Tarif İzmir Mutfak Sanatları Enstitüsü (İMSE) de workshopa katılıp öğrenen canım SEDENİM'den.
MALZEMELER
250 gr un
155 ml süt
13 gr tereyağı
13 gr yaş maya
6 gr tuz
13 gr sıvı yağ
26 gr şeker
1 adet yumurta beyazÜzerine sürmek için;
Yumurta sarısı

Mayayı süt ile karıştıralım.
Tüm malzemeyi bir karıştırma kabına alıp 5-6 dk yoğuralım.
Hamuru 110-120 gr bezelere ayırıp yuvarlak şekil verelim ve tepsiye aralıklı olarak yerleştirelim.
Üzerlerine elimiz ile hafif bastırıp yassılaştırıp mayalanmaya bırakalım.
Hamurlar iki katına çıkınca
Üzerine yumurta sarısı sürüp önceden ısıtılmış 185 derecelik fırında 10-12 dakika pişirelim.
Eeeeveet sıra köftelerde;
MALZEMELER
3 adet hamburger köftesi için
300 gr (%70 dana%20 kuzu%10kuyruk yağı karışımı) kıyma
2 yemek kaşığı galeta unu
1 adet yumurta
2 yemek kaşığı soya sosu
1 çay kaşığı kimyon
1 tutam kekik
1/2 soğan
1 çay kaşığı worchester sos
1 çay kaşığı tuz
Tüm malzemeleri bir kapta karıştıralım ve yoğuralım.
tüm malzemeler karıştıktan sonra kıymayı döverek (iki elimizle alıp tezgaha vurarak) kıvam verelim.
Kıma harcını üçe bölüp şekil verelim.
KARAMELİZE SOĞAN
Bir büyük soğanı jülyen doğrayalım ve kızgın tavaya atıp karamelize edelim. Tavayı kızdırmadan soğanlar atılırsa suyunu salacağı için karemelize olmayacaktır. bu nedenle kızgın tavaya atıp suyunu kendi içine hapsederek tavada pişirelim.
En son hamburgeri birleştirelim.
Hamburger ekmeğini ikiye keselim ve tavada ısıtalım.
Bir inci ekmeğin üzerine bir dilim marul, köfte,karemelize soğan,çedar peyniri yerleştirelim.
Afiyet olsun.

SİMİT POĞAÇA

Ev poğaçalarını kim sevmez ki. Hele fırından çıkmış ve sıcak sıcak ise. Bu zamanlar benim için en tehlikeli anlar aslıda. Farkında bile olmadan tepsinin yarısını silip süpürmüşlüğüm var:) Ya sizin?

MALZEMELER
1 adet yumurta
1 küp yaş maya
3 yemek kaşığı tereyağı
1 çay bardağı sıvı yağ
1 su bardağı ılık süt
1 su bardağı ılık su
1 tatlı kaşığı şeker
2 tatlı kaşığı tuz
4 su bardağı un
İçi için;
Köy peyniri
Üzeri için;
2 su bardağı susam
2 yemek kaşığı pekmez
4 yemek kaşığı su

Ilık sütün içine şeker ve mayayı ekleyelim. Şeker ve mayanın erimesi için bekletelim.
Yumurta, sıvı yağ,erimiş tereyağı,tuz,mahlep ve ılık suyu karıştıralım.
Eriyen mayalı süt karışımını da karıştırdığımız bir önceki karışıma ekleyelim.
En son unu bir yandan yoğurmaya başlayarak ekleyelim.
Kulak memesi kıvamında bir hamur elde edince üzerini kapatıp mayalanması için 1 saat evin sıcak bir köşesine alalım.
Mayalanan hamurdan yumurta büyüklüğünde hamurlar kopartıp içine peynirden de ekleyip şekil verelim.
Ayrı bir yerde su ile pekmezi açalım.
Poğaça hamurlarını önce pekmeze ardından susama bulayıp tepsiye dizelim.
Poğaçaları önceden ısıtılmış 170 derecelik fırında  30  dakika pişirelim.
Afiyet olsun.

3 Ocak 2016 Pazar

İRMİK HELVASI

Helva atalarımızdan bize miras kalan lezzetlerin en çok bilineni herhalde. Mutlaka her evde pişer. Özel günlerimizin baş tacıdır. Kimi zaman sevinçlerin ortağıdır, kimi zaman da üzüntülerin... Doğumda, ölümde, gurbete gidişte veya dönüşte, düğünde dernekte, hastanın iyileşmesinde pişirilip dağıtılır eşe dosta. Damakları tatlandıran bir lezzet olmaktan öte, aslında sosyolojik bir olgudur helva. Bir yiyecekten daha fazlasını ifade eder. Hayattır bazen, barış, mutluluk, bazen de ölüm...  
 
Helva hem besleyici hem de lezzetli bir besin kaynağı olarak yüzyıllar boyunca, Osmanlının vazgeçemediği, sofralarından eksik etmediği bir tatlıdır.  Anadolu mutfak kültürünün vazgeçilmezlerinden olan helva, sadece bir damak tadı değil; mutlulukların ve üzüntülerin en büyük ortaklarındandır.
600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu’na ait yemek isimlerini yazan belgeler incelendiğinde, çeşit bakımından en çok tatlılara rastlanılmaktadır. Tatlıların içinde ise helvalar ilk sıralarda yer almaktadır. Bunlardan başlıcaları ise şunlar: Gaziler helvası(bugün irmik helvası olarak ölenlerin arkasından yapılan helva) Dilberdudağı, Edirne’ ye özgü Deva-ı Misk helvası,  Diyarbakır’ da yapılan Kudret Helvası, İstanbul’ da yapılan “ ak helva”, Bursa’ya özgü İshakiye Helvası, tahin helvası, koz helvası, keten helvası…
Sadece buradan bile derinliğini anlayabileceğimiz helva kültürünün kendine özgü terimleri vardır.

Helva kelimesi
Arapça’da ‘tatlı’ anlamına gelen helva, genel olarak tatlıları ifade eden ‘hulviyyat’ sözcüğünden türemiştir. Bu nedenle Arap mutfak kültüründeki helva ile Osmanlı’daki helva arasında şöyle bir fark vardır. Araplar, helvayı tatlıların ana başlığı olarak kullanırlar. Türkçe'de tatlı kelimesinin yanında helva sözcüğü de aynı etkiye sahiptir.
Helva’nın dünyada ilk yapıldığı yer  Orta Doğu ve Balkan ülkeleri olarak bilinmektedir. Türk, Arap ve Yahudi toplumların yaşadıkları her yerde helvayı görmek olasıdır. Türklerin helva ile tanışmaları, İslamiyet’i kabul ederek Arap kültürüne yakınlaşmalarıyla başlamıştır. Osmanlı’da helva sıradan bir gıda ürünü olmaktan çıkıp kültürel bir değer olmuştur.
Helvanın etrafında çok zengin, güçlü ve etkileyici bir kültür vardır. İnsanın doğumundan başlayıp, öldükten sonra bile onun adına yenmeye devam edilen tek gıda helvadır. Çeşitli sebeplerle helva tüketmekteyiz. Düğün ziyafetlerinde, bayramlarda eve davet edilen misafirlerle yenilen yemeklerde, doğumlarda, ölümlerde, askere giderken, hac dönüşünde, yeni bir ev sahibi olurken, yağmur dualarında, eşe dosta dağıtılan bir tatlı olarak karşımıza her zaman helva çıkar.  Kısaca kederini paylaşmada, sevincine ortak etmede hangi sebep olursa olsun eş, dost ve akrabayla bir tabak helva yemek adettendir. Osmanlı gelenek ve göreneklerine göre neredeyse her önemli olay için helva yapılması gerekirdi. Keyfin, sevincin, bilimin, kültürün, şiirin, şarkının, nüktenin, tanışmanın, kutlamanın, haremdeki doğumun, veliaht şehzadenin tahta geçişinin, savaşta zafer kazanmanın şerefine pişirilip tüketilen bir tatlıydı.

 
Tarih boyunca helva
Yüzyıllardır Anadolu topraklarında, gerek Osmanlı İmparatorluğu döneminde, gerekse günümüzde, zengin Türk mutfağının hiçbir gıda ürünü helva kadar sevilmemiş, toplum yaşamına girmemiştir. Anadolu mutfak kültürünün vazgeçilmez lezzetlerinden olan helvanın etrafında, doğumdan ölüme, insan hayatında pek çok özel günün anlamını pekiştiren bir gelenek oluşmuştur. Anadolu’da ölüm kastedilerek “Babanın helvasını ne zaman yiyeceğiz” denir veya beddua edilirken “kara gününde helvanı yesinler” denilir. Bir çok ağıtımızda helva doğal olarak yer alır.

Evliya Çelebi, ortalık karışık olmadığı zaman askerlerin de helva sohbeti düzenlediğini anlatıyor. Düşmanın taarruz olasılığına karşı hendekler meşalelerle aydınlatılır, sonra ilahiler çalınıp söylenir, mehter takımı da bağlama ve zurnayla eğlenceye katılırmış. Evliya Çelebi tatlı yemeyi iyi bir müslümanın niteliklerinden sayar. Şekerci ve helvacıların dillerinden düşürmedikleri “Tatlı sevmek imandandır”, “Mumin helva gibidir” gibi hadislerin çerçeveli levhalarının da dükkanların duvarına asılı olduğunu söyler.

 
Orta Asya’da helva
Türk Kültüründe helvanın çok eski bir geçmişe sahip oluşu doğaldır. Zira helva göçebe bozkır kültürünün bir ürünüdür. Yapılması pratik, muhafazası kolay bir tatlıdır. Tüketildiği yerlere bakıldığında  sadece sıradan bir yiyecek değil adeta Türklerin mutluluk ve keder yemeğidir.
Türk kültüründe helvanın diğer önemli fonksiyonu inanç boyutundan gelmektedir. Eski Türk dini olan Tengricilik’de  ata ruhları önemli bir yer tutmaktaydı. Hayat ölümle bitmiyor, devamlılık arz ediyordu. Her iki dünya iç içeydi. Ruhların yardımının alınabilmesi veya onlardan gelebilecek zararlardan sakınabilmek için bir takım uygulamalar yapılıyordu. Koku çıkarmak bunlardan birisi idi. Helva da pişirilirken koku çıkarır.  Böylece denilebilir ki helvanın Türk kültüründe yer alması Atlı Medeniyetin bir taam türü olması ve bu medeniyetin inancı olan Tengricilikte de koku itibariyle yer almasındandır. Günümüzde de ölünün arkasından helva kavrulur. Helvanın unu kavrulurken ve helva tadılırken geçmişlerin ruhuna fatiha okunur.  Anadolu’nun bazı yörelerinde ölünün 3,7,9 ve 40. günlerine ilaveten 52. günü de yapılır. Bu günlerde hayır işlenir, lokma dağıtılır, helva kavrulur. Bunun adı“Hayır Helvası”dır. Bunlar hazırlanırken koku çıkaran yemeklerdir.

Sarayda yapılan helvalar
Helva hem besleyici hem de lezzetli bir besin kaynağı olarak asırlar boyunca, Osmanlının vazgeçemediği, ziyafetlerinden ve sofralarından eksik etmediği bir tatlıdır. Osmanlı sarayında helva; haremdeki doğumun, veliaht şehzadenin tahta geçişinin, savaşta zafer kazanmanın nedenleriyle pişirilen önemli lezzetlerden biriydi. Saray yaşamında helva çok tüketildiğinden, sarayın mutfaklar bölümünde “helvahane” adında bağımsız bir mimarî yapı bulunmaktadır. Mutfak yapıları arasında çorbahana, pilavhane, kebabhane gibi bir yapının olmaması helvanın saray mutfağında ne kadar önemli bir yeri olduğunu bize anlatması açısından önemli bir delildir. Helvahane’nin beslenmeye yönelik hizmeti yanında saray eczanesi olma özelliği de vardı. Yayımlanan bir Helvahâne defterinde 186 çeşit ilaç tarifi bulunmaktadır. Bunların birçoğu macun, şurup, hap şeklindedir. Bu nedenle, Helvahane’yle birlikte mutfakları da sağlık hizmeti veren kurumlar olarak algılamak yanlış olmaz.
Topkapı sarayındaki  tatlıcı teşkilatına ‘Helvahane Ocağı’ deniyordu. Bu ocağa çeşitli zaman dilimlerinde, Helvahane Matbah-ı Amire, Helvahane-i Hassa, Helvahane-i Amire ve Helvahane-i Manure isimleri de verilmiştir. Helvahane binası, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan tarafından yapıldı. II. Selim zamanında saray mutfaklarının geçirmiş olduğu büyük yangın sonrasında, yine mimar Sinan tarafından yenilenerek son şekli verildi.
Helvahanede çalışanlara Helvaciyan-i Hassa denirdi. Başarılı olanlar Helvacıbası, Caşnigirbaşı veya Hoşafcıbaşı olurdu. Helvacıbaşı, Enderun’da bulunan Kilercibaşına bağlı idi. Helvacılar, kilercibaşının adıyla saray protokolünde üçüncü sırada temsil edilirdi.  Sarayda bütün tatlıların yapımında çalışanlar helvacıbaşı’nın denetiminde çalışırdı. 16. yüzyılda Helvacıbaşına bağlı olarak helvahanede 812 kişinin çalıştığını ve bunların memleketleri ve adlarının tek tek listelendiğini arşiv belgelerinden anlıyoruz.
Sarayda pişirilen helvalar çeşitlilik bakımından oldukça zengindir. Helva yapımında kullanılan un, nişasta, irmik, susam, tereyağı, süt ve tatlandırıcı olarak kullanılan bal, pekmez ve şekerin birinci sınıf olması şarttır. Saray mutfağına gelen malzemelerin imparatorluğun hangi bölgesinden geleceği önceden belirlenmiştir. Bal, Girit’ten, Eflâk’tan, Boğdan’dan getirtilirdi. Tereyağının büyük bir kısmı Kefe’den, şeker Mısır’dan gelir ve bunlardan helva yapılırdı.
Helvahanede pişen helva başta padişah olmak üzere bütün saray çalışanlarına, koğuşlara ve sinilerle saray dışına dağıtılırdı. Bu siniler genellikle gümüştendi. Ayrıca kapaklı ve sırlı güveç formunda seramik kaplar da helva dağıtımı için kullanılmıştır.
Helva-yı Hakani en çok yapılan ve tüketilen helvadır. Hakanlara layık helva anlamına gelen bir helva çeşididir. Fatih Sultan Mehmet’in yemek menüsünde yer alan Me’muniye Helvası ilk dönemlerden beri bilenen helvalardandır.
Osmanlı’da 15. Yüzyıldan 19. Yüzyıla kadar geçen sürede  Osmanlı evraklarında rastlanan bazı helvaların adları şunlardır:  helva-yı hakani, helva-i halkaçini, kepçe helvası, ak helva, bal helvası, şeker helvası, pekmez helvası, helva-yı sabuni, kızıl sabuni, sarı sabuni, gök sabuni, ak sabuni, parmak sabuni, temur hindi sabuni, badem helvası, helva-yı levzine, helva-yı pişmeni, helva-yı kâfi, fıstık helvası, helva-yı müşkife, gaziler helvası, asude helvası, yengen duymasın helvası, reşidiyye helvası, helva-yı güllabiye, özbek helvası, irmik helvası, tel helvası (keten helva), helva-yı ıshâkiye, pirinç unu helvasıdır.
Helva sohbetleri

Anadolu’da, özellikle kahvelerin olmadığı dönemlerde insanlar, konukevinde sosyalleşiyordu. Kasaba halkı, günlük çalışmalarından geriye kalan zamanlarda konukevinde toplanıp sohbete koyulurdu. Bu sohbet sırasında, çayın yanı sıra esas ikram, yedi sekiz kişinin bir araya gelerek yaptığı ‘tel helva’ydı. Çember oluşturulduktan sonra çekilip bükülerek hazırlanan bu helva türünün diğer adı‘pişmaniye’dir. Yani, “Yiyen bir pişman, yemeyen bin pişman”...
Helva sohbetleri ve töresi, Mevlâna’ya kadar uzanan bir gelenektir. Helva, Mevlevilik öğretisinde sabrı ifade eder. Mesnevi’de çok adı geçen tatlı da helvadır.
İlk dönemlerde toplumun ileri gelenleri ve onların yakınları ile yapılan bu toplantılar daha sonra orta halli halk arasında da yayıldı ve zamanla gelenek halini aldı. Büyük konaklarda toplumun ileri gelen kesimi tarafından tertiplenen helva sohbetlerinin samimiyetten uzak bir tören havasında geçmesine karşılık, orta halli halk arasında düzenlenen helva sohbetleri samimi ve neşeli bir ortamda geçerdi. Helva sohbetleri genellikle cuma akşamları yapılırdı.
Devletin ileri gelenleri, zenginler, orta halliler, esnaf loncaları, her sınıf kendi çevresinde helva sohbetleri düzenlerdi. Bu toplantılarda karışık bir sırayla 20-30 çeşit tatlı ve tuzlu yiyecek tüketilirdi. Zaman zaman padişahın bizzat kendisi tarafından da helva sohbetleri düzenlenirdi. Sohbet için davet edilecek kişilere “helva sohbeti davet tezkiresi” adı altında mektuplar da gönderilirdi. Sarayda yapılan sohbetlere, sadrazamın yanı sıra üst düzey devlet adamları da katılırdı. Ayrıca devrin en ünlü şairleri, tarihçiler, bilim insanları, zanaatkârlar ve  saygın isimler, sarayda yapılan helva sohbetlerinin daimi konuklarıydı. Helva sohbetlerinde yeni fikirler oluşur, bilimsel tartışmalar yapılır, kültür ve sanatta yeni arayışlar geliştirilirdi.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde, en görkemli helva sohbetleri, Lale Devri’nde yapılanlardı. Bu dönemde padişah Sultan III. Ahmed ve Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın yanı sıra vekiller, zenginler, tüm soylular saraylarında, konaklarında helva sohbetleri düzenledi, ünlü ve saygın kişileri davet etti. Damat İbrahim Paşa’nın helva sohbetlerine genellikle padişah da katılırdı. Lale Devri’nin şairi olan Nedim de Sultan III. Ahmed’in ve Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın tertiplediği helva sohbetlerinde mutlaka hazır bulunurdu. Nedim’in edebiyat tarihinde önemli bir şair olarak ortaya çıkmasında sarayda düzenlenen helva sohbetlerinin de etkisi olmuştur. Müzik ve şiir, sohbetlerin önemli öğelerindendi. Elli atmış kişilik saz topluluğu konser verir, özellikle davet edilen dönemin ünlü şairleri padişahı, sadrazamı, diğer vezirleri överler ve onlardan ödül alırlardı. Bu debdebeli davetlere profesyonel taklitçiler, meddahlar, komedyenler, köçekler de çağırılırdı. Sadrazam Damat İbrahim Paşa da Osmanlı zenginliğini ve gücünü yabancılara göstermek amacıyla zaman zaman yabancı elçiler onuruna helva sohbetleri düzenlerdi. Dönemin ileri gelenleri servetlerini göstermeye kendilerini kaptırarak gittikçe daha sık ve gösterişli şölenler düzenler oldular.
İstanbul’da 1913’de esnaf loncalarının kaldırılması, II. Abdülhamid dönemindeki toplantı yasağı ve zamanla batılı hayat tarzının İstanbullular tarafından daha uygun olarak benimsenmesi sonucu helva sohbetleri iyice gözden düştü.

Sonuç
Dünya üzerinde var olan her dilde tatlı kelimesi daima iyi şeyleri, mutluluğu çağrıştırır. Bir zamanlar saray mutfağının vazgeçilmezleri olan helva, şimdilerde değişen tüketici alışkanlıkları nedeniyle unutulmaya yüz tutan geleneksel tatlarımız arasında yerini almıştır.
Kimi zaman sevinçlerin ortağıdır, kimi zaman da üzüntülerin... Doğumda, ölümde, gurbete gidişte veya dönüşte, düğünde dernekte, hastanın iyileşmesinde pişirilip dağıtılır eşe dosta. Damakları tatlandıran bir lezzet olmaktan öte, aslında sosyolojik bir olgudur helva. Bir yiyecekten daha fazlasını ifade eder. Hayattır bazen, barış, mutluluk, bazen de ölüm...

Alıntıdır...........
Bende kendisini pek severim hani laf aramızda. Daha önce size Tahinli Un Helvasıv tarifi vermiştim hatırlarsanız.
MALZEMELER
 1+1/2 cup bardağı irmik
 125 gr tereyağı (Ben 100 gr kullandım)
 1 cup süt
 1 cup su
 1 cup +2 tbsp şeker
 1 avuç dolmalık fıstık
 1 tsp vanilya özütü
 Tarçın,
 
İrmiği, yağı ve fıstıkları tencereye alalım.
En kısık ateşte, yaklaşık 45-50 dakika boyunca kavuralım.
Hem fıstıkların, hem de irmiklerin rengi dönünceye kadar kavrulması gerekiyor gerekiyor. Helva yapımının en zor yeri de aşaması değil mi? Kol/bilek istiyor:)
Başka bir kapta, şekeri ve vanilya özütünü, soğuk süt ve soğuk su karışımına ekleyip, eriyinceye kadar karıştıralım.
İrmiğimiz kavrulunca şerbetimizi dökelim.
Un şerbet karışımını tekrar kaynayıncaya kadar karıştırmaya devam edelim. 
fokurdamaya başlayınca, kapağını kapatalım ve suyunu iyice çekmesi için biraz ocak üzerinde bırakalım.
Suyunu çekince altını kapatalım .
2 çorba kaşığı toz şekeri üzerine serpelim ve  karıştıralım.
Bir süre dinlendirdikten sonra, üzerini tarçınla süsleyip ikram edebilirsiniz.
Hatta varsa Maraş usulü dondurma da harika olur.
Afiyet olsun.

31 Aralık 2015 Perşembe

Çamaşır Yıkamanın Keyifli Hali

Ev işleri arasında her hanımın farklı favorileri vardır. Mesela kimi ütü yapmayı sever , bazıları ise yemek yapmayı. Sevdiğiniz işlerin size verdiği keyif ise bambaşkadır ve terapik etkileri vardır. Başka dünyalara gider, hayaller kurar, güzel anları hatırlar, planlar yaparsınız.
Size harika bir haberimiz var. Artık bu keyfi size yaşatan favorileriniz arasına çamaşırı da ekleyebilirsiniz :) Çünkü Rinso bunu mümkün kılıyor.
Rengarenk paketleri ile raflarda dururken bile enerjisini yansıtan Rinso, çamaşır yıkamayı kolay ve eğlenceli bir hale getiriyor. Rinso’nun Kır Bahcesi (Yeşil), Çiçek Bahcesi (Pembe) ve Büyülü Bahçe (Mor) şişeli sıvı deterjanları hem beyaz hem de renklileriniz için tortu bırakmayan bir temizlik vaad ediyor.
Rinso’nun gerçek eğlencesi, yıkama sonrası çamaşır makineninizi açtığınız anda başlıyor. Öyle ki kapağı açtığınız anda tertemiz çamaşırlarınıza eşlik eden muhteşem çiçek kokuları tüm banyoya yayıyor. İşte o an, hissettiğiniz duygular tarif edilmez. Sanki bir anda sevdiğiniz bir melodi çalmaya başlıyor ve o koku sizi alıp bambaşka bir yerlere götürüyor.
Bu kokular o kadar kalıcı ki tertemiz çamaşırlarınızı asarken, kuruturken, ütülerken ve tabii ki giyerken makineyi açtığınız o andaki duygular size kendini hatırlatmaya devam ediyor. Rinso kalıcı bahar kokuları ile çamaşır yıkamayı keyfe dönüştürüyor.
Mutluluk ve keyif zaten anlık değil midir? Mühim olan o anlara hayatınızda yer açmak. İşte Rinso bunu mümkün kılıyor.

Bir boomads advertorial içeriğidir.